Ocak 01, 2009

400 gün sonra tutup krizi anlatmak da nesi?

İnsanı en çok strese sokan, başarılmamış büyük hayaller değil, yapılmadığından biriken ve sürekli ertelenen küçük görevlerdir. Mesela blog. Ne kadar zamandır “ha bugün, ha yarın, oldu olacak…” diyerek neredeyse, ne neredeyse, tam 14 ay tek satır girmemişim blog’a. 3 kelime bile yazmamak, yazamamak ve bunun için tek bahanenin “işim çok” olması, şu anki iş hayatımın, hayatımızın başlangıcında bu ufacık blog’un ne kadar önemli bir rol oynadığını neredeyse unutmak, ne kadar acı. Arada uğrayan, mesaj bırakan, RSS’ten takip edenler var seni, yazsana iki satır?

Ama çok işim vardı?!

Ne kadar çok iş olursa olsun, arada bir istim atmak da gerekir değil mi? Yazmak bir nevi tedavi yöntemi benim için, ama her aklıma geleni yazsam ve her yazdığımı yayınlasam, çoktaaan alıp bir yerlere götürürlerdi elbet…

Ama, yazmak gerek. Evet.

Zırtil gibi “kııriz kııriz”den başka bir şey çığırmayanlardan ne kadar sıkıldığımı mı yazsam? Adamın ayağına taş çarpsa “kriz buraya koymuş bunu, ondan çarptı” diyecek kadar dile dolanabilirdi bu meret. Ama nasıl çıktığını biliyor musunuz? Sıkıcı deyip okumamazlık etmeyin sakın, o kadar komik ki olanlar… Herşey aslında “balon”, yani olmayan bir paranın el değiştirmesinin sonucu. Ve de “para” denilen nesnenin, insanoğlunun icat ettiği en gerzek şey olduğunu göstergesi.

Her şey ABD Merkez Bankası’nın (şu ünlü FED) faizler, %1’lere kadar indirmesiyle başladı. Ve tüm bankalar eş zamanlı olarak “düşük faizle herkese ev kredisi” kampanyası başlattı. Tıpkı bizde herkese kredi kartı dağıtma çılgınlığı gibi, milletin kirada oturduğu her bir ABD vatandaşının ayağına kadar gidip “haydi sizi ev sahibi yapalım” diye tepindi bankacılar. Herkese, ortalama 100.000 dolar kredi sağlandı. Ayda %1’e düşen faizler sayesinde, bu vatandaşlar ayda 1.000 dolar civarı bir borç ödeyeceğini sanarak, mutlu mesut yeni evlerine taşındılar mı?

Normalde krediyi veren banka, evin ipoteğini eline alır ve vatandaşın borcunu ödemesini beklemeye başlar. Ama ABD’de işler öyle değil. Bankalar elindeki 120.000 dolar eden ipoteği, diyelim 110.000 dolardan aradaki bazı büyük mortrage kuruluşlarına (Fannie Mae vs) satabiliyor. Vatandaş da ipotek borcunu artık bu kurumlara ödemeye başlıyor.

Bu sırada banka ipotek riskini satarak 110.000 doları alıp cebine koydu mu? Gidip bu paranın 100.000 dolarıyla yeni bir kredi veriyor, cebine de 10.000 dolar kar kalıyor! 10 bin dolar! Bu nasıl bir kar, aklınız alabiliyor mu? Banka ne yaptı? Fannie Mae adlı devasa ipotek kuruluşuna bir ABD vatandaşını borçlandırdı ve cebine 10.000 dolar girdi. Net kar! Durum böyle olunca, bütün bankalar “bu vatandaşın durumu iyi mi? Kredisini öder mi? Ağzı kokuyor mu?” diye bakmadan çatır çatır kredi dağıtmaya başlıyor. Tabii ev fiyatları da kat kat artmaya başlıyor.

Bu esnada Fannie Mae ve benzeri kuruluşlar da bu ipotek kağıtlarını şimdi anlatması çok sıkıcı olan şekillerde işleterek, Avrupa’lı başka bankalara faizle satarak para kazanıyor. Olanı anladınız mı? Herkes birbirine “borç satmaya” başlıyor. Bu borç kime ait? ABD’li ev aldığını sanan saf vatandaşa. Para nerde? Yok öyle bir para! Daha kazanılmadı, yalan!

Sonra, faizler birden yükseliyor. Ev borcu olarak ayda hep 1000 dolar ödeyeceğini zanneden ABD vatandaşı, bir sabah bir de bakıyor ki bankaya 2000 - 2200 dolar aylık ödeme yapmak zorunda! Aylar boyunca 800.000 kredi sahibi borçlarını ödeyemiyor ve ipoteklerine el konuyor. Ve ipler bu noktada kopuyor: Fannie Mae’nin elindeki ipoteklerin değeri hızla tabana vuruyor: Bankaya ödediği 110.000 dolarlık ipoteğin değeri, evler bir bir boşaldıkça ve evleri alacak kimse kalmayınca yarıdan aşağı düşüyor. Bu kağıtları tahvil olarak alan diğer bankalar, kağıtlardan kurtulmaya çalışıyor. Ama alıcı kalmayınca, iyice düşüyor ipotekler ve değerleri sıfırlanıyor. Birkaç ay içinde 3-4 ayda 800.000 kişiye zarıl zarıl verilen ortalama 100.000 dolarlık ipotekin, bankalara, FM’e ve ondan tahvil vs. alanlara bir kuruş getirmeyeceği anlaşılıyor.

800 milyar dolar gerzek bankaların aç gözlülüğü yüzünden, buhar olup uçuyor. Ve borcu para adderek, üstüne bir de faiz işleterek satın alan herkes, bankalar, sigorta şirketleri, aracı kurumlar, hızla çöküşe gidiyor.

Gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Borçlu ve evsiz kalan 1 milyona yakın ABD’li sistemden çıkıyor. Bankalar kredi vermeyi kesiyor, ama bu kez herkese. Dürüst iş yapacak, işlerini döndürecek şirketler de para bulamaz oluyor. Hatta, bankalar verdikleri kredileri geri istiyorlar vadeleri gelmeden. Normalde çalışan şirketler, bu kredileri ödeyemedikleri için iflas bayrağını çekiyorlar. İş azalıyor, üretim azalıyor, herkes çöküyor ve tüm bu olan gerzekliğe 4 harflik bir isim takılıyor: Kriz.

Bu yaşadığımız kriz, büyük bir dengesizlik ve gerzekliğin sonucu mu? Yoksa, dönem dönem tekrarlanan, tüm dünyayı ekonomik kaosa sürükledikten 6-8 sene sonra, bıçak kemiğe dayanınca bir şöyle okkalı bir Dünya Savaşı çıkartılan, bir de orada silah üretim ve satışından tüm dünyanın parasını eline toplayan para odaklarının son derece zeki bir oyunu mu? Hepimizin iyiliği için, ben gerzeklik olmasını umuyorum. Ama bir yandan da dünyayı yöneten esas güç olan bankerlerin ve bankaların, global para sisteminin, faiz sisteminin ve bunları birbirine bağlayan insan faktörünün ne kadar tehlikeli olduğunu, son 100 yıldır dünyayı nasıl manipüle ettiklerini daha iyi anlamak için, Zeitgeist adlı belgeselim 3. kısmını seyretmenizi öneririm.

Ne demek istediğimi çok net anlayacaksınız. Ve hep birlikte MGS 3 ve 4’teki ön görüsü, zekası ve aslında bizi uyardığı konuların ne kadar gerçek olduğunu görerek Hideo Kojima’ya derin bir saygı duyacaksınız (hahaa, nasıl bağladım oyuna ama :)

Ekim 31, 2007

“Bunu yaptık mı gerçekten?”

Öğle yemeğinde Serpil’e tekrar sorma ihtiyacı hissettim.

İki gece önce, 10 yıllık tazminatlarımızı yatırdığımız kağıtlar, koca rotatif baskı ünitesinin bir ucundan 1 tonluk rulo halinde girip, üst üste yığılmış, boyumdan uzun OyunGezer formaları olarak birikirken Erden’e de sorma ihtiyacı hissetmiştim.

Bir hafta önce, son tashihten geçen ilk sayfalar MATBAAYA GİDECEKLER klasörüne düştüğünde Tuğbek’e de sorma ihtiyacı hissetmiştim.

Onbeş gün önce kapağı yapıp siteye koyduğumuzda da…

28 gün önce OyunGezer’in sitesini okuyucularımızın ziyaretine açtığımızda da…

Eylül’ün son haftası elektriği, suyu, interneti çalışan ofisimizde ilk akşam yemeğimizi yediğimizde de…

Bir buçuk ay önce, ofisi 2 ay erkenden tutmaya karar verdiğimizde de…

İki ay önce cebimizdeki paranın, dergiyi çıkartmamıza ucu ucuna yeteceğini bile bile istifa imzalarımızı atarken de…

Ağustos’un son haftası, en ünlü profiterollerin membaı olan Pera pastanesinde, kendi yolumuzdan gitmeye karar verip, bizi seven okuyucularımız, tecrübemiz, emeğimiz ve inancımızın bu “Leap of Faith”i gerçekleştirmemize yeteceğine karar verdiğimiz ve “yapıyoruz ulan!” dediğimizde de…

“Bunu yaptık mı gerçekten?” diye sordum kendi kendime.

Yarın sabah ilk iş bir bayiye gidip “OyunGezer geldi mi?” diye sorup, ilk kez “gerçekten bizim” olan dergiyi elime aldığımda yine aynı soruyu soracağım.

Valla da yaptık yaw!

Ne diyelim, Allah’tan hayırlısı…

- hayallerinin peşinden gitmeye cesareti olmadığını zanneden, ama en derinlerde o cesareti sürekli besleyen herkese selam olsun bizden.


NOT: Şimdi izninizle, 2 haftadır beni bekleyen gribin pençesine düşmek için aranızdan ayrılıyorum. Deadline'da yakama yapışmadığın için teşekkür ederim sevgili gribal enfeksiyon...

Ekim 18, 2007

Ooops!... Duyuru 3

E tabii dergiye daldık, yapmam gereken son duyuruyu unuttum: Level'ın en eski ve sevilen yazar kardeşliği Gökhan & Batu ilk sayımızda "konuk yazar" olarak yerini alacak. Sevenlerine duyurulur :)

Ekim 11, 2007

Hepimizin bayramını kutlarım!

Sevgili arkadaşlar. Tüm Oyungezer ekibi adına buraya yazıyorum, çünkü diğerleri dergiyi ay başına yetiştirmek için bitap düşmüş durumdalar ve görev bana kaldı :)

Ekip olarak, iyi ve kötü günümüzde bizimle birlikte olan sizlerin Ramazan bayramını kutluyoruz.

Şekeri fazla kaçırmayın!

Ekim 10, 2007

2. Duyuru

CDOyun dergisini takip edenlerin çok iyi tanıdığı Göktuğ'un sevilen köşesi N.E.M., Oyungezer dergisiyle birlikte geri dönüyor! Göktuğ Oyungezer'de yazılarıyla daha aktif bir şekilde yer alacak.

Ekim 09, 2007

1. duyuru

Bir önceki blog girdimde, sizlere yakın zamanda birkaç ufak sürpriz haberimiz olacağını çıtlatmıştım. İşte o haberlerin ilki...

Ekim 07, 2007

Haberi yaymak

Vogel-Burda kapandıktan sonra Oyungezer dergisini kurarak, kendi ayaklarımız üstünde durma kararını verdiğimizi açıklamamızın üstünden neredeyse bir buçuk ay geçti. Bu zaman içerisinde çok adım attık: Ofisimizi tuttuk, Oyungezer isminin patentini aldık, muhasebe ve kanuni işlerimizi, kağıt ve matbaa işlerimizi büyük ölçüde hallettik.

45 gündür hem yorumlarıyla, hem de varlıklarıyla bizimle birlikte olan siz okuyucularımıza teşekkür etmek istiyorum. Yazılarıyla, çizimleriyle ve başka şekillerde destek olmak istediğini söyleyen herkese teşekkürler. Siz olmasanız, daha ilk günlerden moralimiz sıfıra inerdi.

Ama daha işin çok başındayız. Ve çok daha fazla tanıtıma ihtiyacımız var. Daha önce de belirtmiştim, bağımsız bir yayın çıkartmak çok zor. Ve Oyungezer'in hayatına devam edip etmeyeceği ilk üç sayısının satışına göre belli olacak. Hedefimiz 12.000'in üstünde bir satışa ulaşmak, ki yeni bir dergi için bu çok zor bir hedef. Ama ulaşılabilir. O yüzden, sesimizi, varlığımızı herkese, ilgilenme ihtimali olan herkese duyurmamız gerekiyor.

Bu yüzden sizlerden tekrar rica ediyorum: Eğer dergimizin varlığını duyurabileceğimiz en ufak bir forum, community sitesi vs. ile ilişkiniz varsa, haberi yayın. Sitemizin link'ini verin. Eğer bir TV kanalı, dergi veya gazete ile bağlantınız varsa, bu mecralarda varlışımızı ne şekilde duyurabileceğimiz konusunda bizimle irtibata geçin.

Sizlere çok yakında irili ufaklı bazı duyurularımız olacak. Bu yüzden, haberi hızla yaymaya devam ediyoruz.