"Kalk bey, içerden bir sesler geliyor!". "Korkma hanım, medyadır medya..."


Eveeet, eveeet... Biliyorum bir aydır blog'a hiçbir şey yazmadığımı. Biliyorum birçoğunuz "öldü bu galiba" deyip buraları terk etti. Ama geçen ay izleyici konumundan kurtulamadım bir türlü. Ayın ilk haftası yorgunluktan, ikinci haftası hastalıktan seyrettim. Ne seyrettim? Tabii ki gerizekalı TV kanallarımızı ve oyunlara karşı başlattıkları gerzek (ve neyse ki son haftalarda durulan) haçlı seferini.

Yanı başımızdaki savaşı, içimizdeki binbir türlü problemi işlemiş ve bitirmiş olan medyamızın yeni gözdesi biz oyunculardık Mart ayında. Aktüel ile başlayan "oyunları karalama" trenine Haftalık dergisi ve Kanal D de eklendi geçen ay. Ve daha kimbilir takip etmeye zerre ihtiyacımız olmayan hangi gereksiz neşriyatlar yazdı/çizdi bu konuda. Bu yazımda tüm bu yayın ve haberlerin ortak bir noktasından bahsedeceğim sizlere: İçerik ve anlatım olarak hepsinin de beyin özürlüler tarafından, beyin özürlüler için hazırlanmış olmalarından.

Neden mi "by retards, for retards" diyorum? İşte şu yüzden:

Haftalık dergisi (3-9 Şubat) - Çocuğunuz Hikikomori olabilir
- "Elini eteğini çekmiş" anlamına gelen hikikomori kelimesi tüm yazı boyunca özel isimmiş gibi büyük harfle yazılmış.
- "Hikikomori'nin belirtileri? kutusunda "hayattaki ilgi alanları daraltıp evde yapabileceği şeylere yönelmesi", "oyun kurmama" ve "insan içine kaçmaktan kaçınmak" gibi cümlelerde hem anlam, hem de Türkçe katliamı yapılmış.
- "Peki ne yapmalı?" kutusunda "Aileler, teknolojik ürünleri amaca uygun kullanma sözleşmesi yapın!" gibi çok yararlı bir tavsiye verilmiş! Evet, 10 yaşındaki biriyle oturup kontrat imzalamak muhteşem bir fikir! Bravo size! Sözleşmeye uymayıp GTA oynayan çocuklar da icraya verilsin mi?

Kanal D Ana Haber Bülteni (6-9 Mart) - Sanal Veba
- Üç güne yayılan pot yumağı haber, açılışı seçmece bir net kafe kuşunun şu cümlesiyle yapıyor: "Abey! Oyunu binlerce kişiyle oynuyoruz. Amacımız Server?da en sevilen ve tanınan kişi olmak?" Ve DAANNN! efektiyle, dünya TV haberciliğine ibretle geçecek olan şu cümle ekrana geliyor: "KİM BU SERVER?". Oyun sunucusunu insan zanneden, izleyene de bu izlenimi veren haberci arkadaşın zekasına derhal saygı duymaya başlıyoruz.
- Net kafeler olmasa kıraathanede, sokak arasında veya kim bilir daha başka nerede ömrünü tüketeceği belli olan insanlar özenle seçilip, onlarla röportaj yapılıyor. Saçma sapan yorumlar birbirini takip ediyor
- 3 gün boyunca, yapılan gaflar, söylenen saçmalıklarda sınır tanınmıyor. Ama haber doruğu şu cümleyle yapıyor:

"İnternet kafelerde oyun oynayıp bütün gün 'STAYING ALIVE' dinleyen ve bir şey başardığı hissine kapılan bu kayıp gençliği yeniden kazanmamız gerek".

Kanal D 32. Gün (9 Mart) - Anne, ben mafya oldum!
- Ana haber bültenindeki saçmalığa nazaran daha aklı başında bir programdı. Oyun bağımlılığının kötü yanlarından bahsediliyor, yukarıdaki örnek gibi editlenmemiş bir haber izlenimi vermiyordu. Ama oyunların sadece kötü yanlarından bahsedilmesi, bu programa tüm iyi niyetimle verdiğim 10 dakikalık, "oyun sektörüne yatırım yapılırsa ülkemize kazandıracakları" gibi oyunların olumlu yönlerinden bahsettiğim röportajın 30 sn.lik kısmının yayınlanması çok acıydı...

***

Merak ediyorum, bu yayınlanan haberler ve yazılar hiç mi kontrolden geçmedi. Hiç mi "proof-checking" denilen, haberciliğin en temel kurallarından olan kanıtları ve savları kontrol etme mekanizması uygulanmıyor. Hadi onu geçtim, Türkçe ve mantık dahilinde mi yapılan haberde kurulan cümleler, hiç mi kontrol edilmiyor?Kimi kandırıyorum ki, tabii ki uygulanmıyor, tabii ki kontrol edilmiyor.

Hesapta aileleri oyunlara karşı bilgilendirme amacı taşıyan bu haberlerde gerçekten işe yarayacak tek bir bilgi dahi yoktu. Kanal D'nin ve Haftalık'ın, basın yayın ilkelerine teğet bile geçmeyen bu yayınlarıyla, var idiyse bile, benim gözümde en ufak bir saygınlıkları kalmamıştır. Siz çarşaf çarşaf "Türkiye'nin en çok izlenen kanalı" diye gazetelere reklamlar vermeye devam edin, kaç yazar. İzlemiyorum ve okumuyorum artık. İzletmiyorum ve okutmuyorum sizi.

32. Gün'ün bir noktasında muhabirin oyun oynayan 10 yaşındaki çocuğa sorduğu "Peki kafa patlatıyorsun, adam öldürüyorsun, yanlış değil mi yaptığın?" sorusuna çocuğun verdiği cevapsa, medyanın tüm saçmalıklarını tek kalemde silip atıyordu: "Oyun bu abi işte, gerçek değil ki".

Atalarımızın ellerinden öpeyim. "Akıl yaşta değil, baştadır" sözleri ne kadar da doğru.

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Aslında diyecek fazla bir şey bırakmamışsınız bize (: Medyanın haber sıkıntısı çektiğinde yaptığı bir şeydi bu bence (oyunlara ve oyuncuya çamur atmak). Bakınız "Aliye" olayı gündeme geldi.. kimse ne "oyun tarikatlarını" nede "çocukların psikolojisinin oyunlarla bozulduğunu" hatırlar oldu. Yine sıkıntı olduğunda tekrar dönerler bu konuya hiç merak etmeyiniz, başka işleri de yok zaten onların (:
estetica ecsaltié dedi ki…
"daaashh, manthasnaaeaaa! dışayhdaan şatirniia!!" (almanca bilmiyorum ama duyabiliyorum yiehey!)

her neyse. artık o kadar saçmalamaya başladılar ki, haberleri yapan ve yaptıran kişilerin bir garezi olduğunu düşünmeye başladım. (ki reyting kazanmak için yapıyorlar büyük ihtimalle.)

mesela trt'de böyle bir haber yayınlandı. bir internet kafeye gitmişler, bir kız cs oynuyor. nasıl bir duygu sorusunun üzerine: "heyecanlı. adam vuruyosun, gerçek hayatta olmayan bişi" diyerek oynamaya devam ediyor. "gerçek hayatta olmayan bir şey" dememiş o insan. oyunlar insanı şiddete sürüklüyormuş. böyleymiş bu.

ardından bir psikolog çıktı: "oyunların kontrol edilmesi gerekiyor" dedi. ona göre, oyunların belirli yaş gruplarına kısıtlanması ve bu kısıtlamanın denetlenmesi için bir kurum kurulmalıymış.

şöyle bir an durup baktım. aklımdan ESRB geçiyordu. bir de doktor olacak, ayrıca normal bir doktor neyse. psikolog bu. adam bir şey söylemeden önce oturur araştırır, belki de senin ülkende korsan olduğundan dolayı bu kurum buraya ulaşamıyordur? değil mi?

ayrıca hürriyet de bu trene katılmış durumda. (yoksa milliyet miydi? hmm.) her neyse, bu arkadaşlar da oyunların "yuva yıkan" olduğunu iddia ediyorlar. AS ve TS isimli iki harf öbeğinin aşkı anlatılıyor. Bunlardan birisi mühendis ve eve gelince hemen oyun başına oturuyor. Tabii eşi de bu olaydan kıllanıp bunu boşuyor falan. (Fast Forward yaptım.) Hani, kırk yıllık geçimsizliği, alınan yanlış kararları oyunlara yansıttınız ya.. tebrikler.

Bir de, vakti zamanında SharkSmile ile Basın Şeytanı isimli bir blog açtık. güya bu tür yazıları eleştirecektik.. o da unutuldu öyle. (dikkat! reklam yapıyorum: http://basinseytani.blogspot.com) (zaten bir tanecik yazı varmış be. eheheh)
judas dedi ki…
Ne diyebilirim ki bu dandirik medya hakkında? Yazık yazık. Bir de o kadar ters şeyler söylüyorlar ki...

Bu basın-yayın kuruluşlarına karşı bir kampanya başlatmıştık. Daha doğrusu Kanal-D'ye karşı. O kadar kişi mektup attık, bir cevap gelmedi. Forumlarına girip ilgili konu açtık, sildiler. Bir daha açtık, bir daha sildiler.

Hatta mafya oyunlarının çocukları şiddete sevkettiğini anlattıkları programdan (32. Gün) ya bir ya da iki hafta sonra program Kurtlar Vadisi'ni konu etti.

Peki ne oldu? Onlar rating kazandı. Ailelerimizse "Aman oğlum oyun oynama, manyak olursun" gibi laflar etmeye başladı.

Ayrıca galiba internet kafelerde artık oyun oynatılmıyormuş. Şu an yanımda oturan bir internet kafe sahibi arkadaş söyledi. Polisler ellerinde belgelerle gelmiş oyunları yasaklamış. Şiddet içeren oyunlar artık kafelerde oynatılmayacakmış.

Yakında gaza gelip interneti de kapattırırlarsa hiç şaşmam.
Adsız dedi ki…
NOT: 14 Mart tarihinde xoyun.com'a yazdığım makalemi sizlerle de paylaşmak istedim..

Bir insan evladı doğduğu anda penceresi ve kapısı olmayan bir odada dört duvar arasında izole bir ortamda yaşamaya zorlanırsa saldırılara karşı tepkisi ne olur? 20 yıl bu odada kimseyi görmeden, tek kelime konuşmadan yaşarsa ve 20. yılın sonunda biri elinde baltayla bu adama saldırırsa vereceği tepki ne olur? Kaçar mı yoksa paşa paşa baltanın keskin ucunu kafasına yer mi?

İnsanların olaylara verecekleri tepkiler yetişme koşullarına ve toplumsal yaşamla savaşlarından edindikleri tecrübeye bağlı olarak son derece doğal bir şekilde değişiklik gösterecektir. Her insanın yaşam boyu biriktirdikleri o insanın hayattaki portresini ortaya koyacağından toplumdaki her insan da bir ülkenin karakteristiğini belirler. Hepimiz bir tepsinin içinde bir karakter ediyoruz her ne kadar farklılıklarımız olduğunu haykırsak bile.. Ekonomik olarak yeterince maddelenemeyen insanımız her şeye bir kulp takma cabası içinde olduğundan mıdır bilinmez çıkmazların kaçış yolunu her zaman için bir alt nesle yüklenmekte bulur: ?Dediğimi yap, yaptığımı yapma? söylemi dahilinde esnetilen bilinçaltımız yavaştan kültürel olarak bir kodlanmaya maruz kalır mütemadiyen. Üst neslimizle ve ülkemizin toplumsal bağları ile olan farklılıklarımız abesle iştigal olarak nitelendirilir. Her ne yapıyorsak acilen onu bırakmamız ve kendimizin değil başkalarının doğruları ile yoğrulmamız telkin edilir alttan alta.

Tüm dünyada fiziksel şiddetin dışında toplumsal dinamiklerin içine işlemiş olan psikolojik bir şiddetin varolmadığını hiçbirimiz söyleyemeyiz. Tüm ilişkilerimiz kaktüs üzerinde oturan birine benziyor ya da hepimiz birer paranoyak haline geldik. İçimize işleyen bu güvensizlik duygusu sayesinde doğaldır ki koruyucu kalkanlarını açan bizler belki de toplumsal yaşantımızda aradığımız bir takım cevapları oyunlar sayesinde bulduk. Sosyal ilişkilerimizi düzenlerken çektiğimiz sıkıntıyı monitörlerimizin ya da televizyonlarımızın başında attık.

Monitör başında mısınız? Tv karşısına geçin...
Konsol başında mısınız? Kumandanızın AV tuşuna basın...

Geçen akşam ünlü bir haber programında, kültür kumkuması haftalık dergilerin yarattığı rüzgar ardlara alındı, oyunlardaki şiddet ve bunun çocuklar üzerindeki etkisi tartışıldı. Sonuç: Oyunlar uzak durulması gereken ve bağımlılık yapan aşağılık unsurlardır.

Topluma yabancı olan ne? Oyunlar..
Gençlerin en fazla vakit geçirdiği eğlence aracı ne? Oyunlar..
E ne duruyoruz? Vurun abalıya....

Bunca saçmalığı nasıl derleyip toparlayacağımı ve nasıl bir kelamla nasıl bir yanıt vereceğimi tasarlayamıyorum. Nereden baksanız bilimsellikten, haber vermekten, tanıtmaktan, gazetecilikten uzak bu tutumları, açıkcası bizlere müstahak olarak konuşlandırıyorum. Sadece küçükten bir değer yargılama süreci başlatarak yoluma devam etmek istiyorum: Sözlüğe bakarak oynadığım macera oyunları olmasaydı, 6 yıl önceki gramer dayayan test kitapçıkları ile üniversiteyi kazanamazdım.

Güruh olarak bir köşeye çekilip işaret parmağımızla bize yabancı geleni kötü olarak adlandırma huyumuz bize nereden miras kaldı acaba? Birinin neyi neden sevdiğini, onun psikolojik yapısı üzerinde ne etkileri olduğunu ve kötü anlatılan unsurun kötü içeriğinin acaba bize yakın olan başka ne gibi malzemelerde bulunduğunun merakını duymadan kötüyü tanımlamak ne kadar ucuz kaçar oldu böyle.. Şiddetin tanımını sadece fiziksel olarak yaparsak çok büyük yanılgılara gebe kalırız.. Medya tarafından pompalanmakta olan kaotik toplumsal yapının izlerini silebilmek hiç kolay değil.

Her sanat dalı kendi içinde gruplara ayrılır. Hatta bu gruplandırma dahilinde asla bir sanat biçemi olarak değerlendiremeyeceğimiz çalışmalar da vardır. Söz oyunlara geldiği zaman aynı kuram onlar için de geçerlidir. Karate Bikini Babes gibi oyunları da gördük hiç bir değer taşımayan.. Ancak arkasında binlerce kişinin emeğini, beynini taşıyan oyunlar sadece başlığı ?oyun? olduğu için toplum tarafından bu şekilde muamele görmeyi hiç haketmiyorlar. Onları oynayan ve ufkumuzu bu şekilde açan bizler de bu muameleyi kendimize layık görmüyoruz. Oyunlar, eğlence unsurlarının yanı sıra öğretici ve zihnimizin sınırlarını genişletici anlamlar da taşımaktadırlar.

Kendi düşünce tarzımızı ortaya koymanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Bunun tamamen bilgisizlikten kaynaklanan geçici bir durum olduğunu öngörüyorum. Bu süreci atlatmamızın tek yolu çevremizi bilgilendirmekten geçiyor. Burada büyük görev biz oyunculara, en büyük görev de şu an oyun dünyasına adımızı kazımaya uğraşan İmengi ve Last Light gibi firmalara düşüyor.

...Sinirinize hakim olun...Kolay gelsin....

michbro
Rûzgar dedi ki…
Bizim malum medya yine yapacağını yapmış. Zaten Mehmet Ali Birand'ı yakından takip ederim iyi bir şovmendir kendisi. Benim fikrim ise şu:

Oyunlar bazen gerçekten tehlikeli olabilir çünkü kendimden biliyorum. O kadar çok GTA, NFS gibi oyunlar oynamışım ki geçen gün bu oyunlar yüzünden araba ile kaza yaptım. Çok sinirliydim ve birden gaza yüklendim sanki hiç bir şey olmayacak sandım, bir şey olursa yeniden load ederim diye düşündüm. Biliyorum saçma ama o andaki düşüncelerim böyle idi. Yani bu oyunlarda o kadar çok bu olayları yaşıyoruz ki artık kaza yapmak veya adam öldürmek bizim için normal bir olay olmuş oluyor, kanıksıyoruz yani.

Benim oyunlardaki gördüğüm en önemli tehlike ise "propaganda". Aynı film sektörü gibi oyun sektörü de Amerika'nın propaganda aracına dönmüş durumda. Mesela Irak savaşı hakkında bir çok oyun yaplıdı ve bunların hiç birinde ölen masum insanlardan bahsedilmiyor. Hep kahraman(!) amerikan askerlerinin maceralarını yönetiyoruz. Elbetteki bunlar aklı başındaki biri için inandırıcılıktan uzak komik şeyler ancak bunu 12-13 yaşında bir çocuğun oynadığını düşünün. Bence Level dergisi olarak buna karşı gençleri uyarmalısınız.

Civ4'de Sid Meier abi bayağı bir propaganda girmiş ayrıca(manyak bir oyun gerçi), Civilopedia bölümü resmen Amerika'nın karşı olduğu görüşlere karşı hakaretler(komünizm, faşizm gibi) içeriyor.

Keşke bizim duyarlı basınımız bu konulara da değinseydi.

Neyse çok uzattım, bilmenizi isterim ki ben de günde 5-6 saat oyun oynayan bir insanım ancak bence insanların bu kadar abartmaması lazım. Arada dışarı çıkıp temiz hava almaları ruh sağlıkları için faydalı olur.
estetica ecsaltié dedi ki…
Şimdi burada durmak gerekiyor bence.

İlk olarak, gerçek hayatta "aman bişi olmaz yau load ederim" şeklinde düşünüyorsan, zaten yardıma ihtiyacın var demektir. Normal bir insan oynadığı oyun ve gerçek hayat arasındaki farkı bilir. En son bindiğim arabanın şoförü hız yaparken, düşündüğüm şey "yihuu hız yapıyor, nolcak load ederim" değil, "emniyet kemerim nerde benim" oldu.

Bunun dışında 5-6 saat oyun oynamak gayet normal bir durum bence. Sonuçta bir film ortalama 1.5 - 3 saat sürüyor. Filme ayrılan süre hayli hayli oyuna da ayrılabilir. Çünkü ikisi de görsel sektörün ürünleri. Bunun bu kadar büyütülmesi çok saçma. Bana göre şu anda bilgisayarın yeri, televizyonun ilk çıktığı zamanki yeri ile aynı. Şimdi birisi 10 saat televizyon izlese ona anormal der misiniz? Hele ki televizyonun neredeyse "hiç" kapanmadığı günümüzde? Hiç sanmıyorum. Olay aynı yere varıyor işte.

Dipnot: Faşizm ve komünizm'e girmek istemiyorum fakat yazılanlar bana gayet doğru gelmişti. Hayır, emperyalizmi benimseyen bir insan falan da değilim yani. Faşizmin normal olarak görülmesini anormallik olarak görüyorum bunun yanında.
ManWithSharkSmile dedi ki…
Yafu, bu da klasik bir "yapacak haber bulamadık, gündem yok, arka planda kötü birşeyler oluyor, hemen üstünü sanal gündemle kapatalım hem de reyting kazanmış oluruz" mantığının hastalıklı ürünlerinden biri bu işte... Normail bu tür şeyler ve yıllardır oluyor, kuş gribi neydi sanıyorsunuz? Peeeh, bunlar böyle yllardır, bir arada metalcilere siyah giyiniyorlar diye "satanist" demişlerdi, sinan abi yine Legacy Of Kain: Soul Reaver yazısında lafı koymuştu çok fena :D Neyse, bu işler böyle, ve reytingi aldıkları ve olayları başarıyla geçiştirdikleri sürece devam edecekler...
Solid Snake dedi ki…
Bence medyanın yaptığı çok saçma.Olmayan bir sektör hakkında yorum yapılıyor.Yurt dışında sıkı kontrol edilen oyunlar ülkemizde kopya olarak ne idüğü belirsiz adamalr tarafından satılıyor.Oyunların zararına gelince açıkçası komik.Bir insan oyundan etkilenecek kadar özgüvensiz ve hayatı bilmiyorsa sorun oyunlarda değil o kişidedir.Ayrıca medya genelde reyting uğruna ailelere kulaktan dolma bilgiler sunuyor doğru ama bunları genelde büyük gazeteler yapıyor.Mesela ZAMAN gazetesini bu konuda tebrik ederim.Geçen okuduğum oyunlar hakkındaki yazıda oyunların belli yaş altına zararları olduğu gibi büyük faydalarınında olduğunu dile getirmiş.Bir an LEVEL okuyormuş gibi oldum walla.:D.Gerçekten ZAMAN gazetesi artan trajını fazlasıyla hakediyor bence...En azından kolpa haber yapmıyorlar.
SYScleaner dedi ki…
Forumdada çok dedim burdada tekrar ediyim.. Bu medya değilmi Deniz otobüsünün pervanesi koptu diyen , 4. Leventte çöken inşaatı Şişlide çökendiye gösteren üstüne mekanın resmine koyup koskoca Sabancı kulelerinden bile uyanmayan... Şimdi aklıma geldi MEF lisesinin proje yarışmaları vardır her sene düzenlenen okuduğum yıllarda 2 arkdaşım Halicin üstünde duran şamndıralı köprülerin Haliç in temizlenmesine olumsuz etkisi varmı onu araştıryordu yüzey akıntıları vs vs Televizyondan gelenler arkdaşlarıma ısrarla belediyeyi kötüleyin demişti. Boş... Türkiye medyası balon yazıktır Türkiyeyi BBC den yer verdikleri kadar takip edebiliyorum ama en azından doğru haber veriyorlar..
:D bunlar harbi salak ya. hani haber elde etmek için, reyting elde etmek için babasını satan haberci tipleri olur ya, aynen onlar gibi bunlar da oyunun kirli bir yarış olduğuna inanan, centilmenlikten, insanlık nasip almamış, parayı kendilerine ilah (haşa) kabul etmiş, ampirik çalışan beyinlere sahip insanlar. ne diym, reytingleri bi taraflarına girsin onların.
Orochi_Okan dedi ki…
Sinan Abi öldün mü, bir şey mi oldu? En azından haftada bir, hatta 2 haftada bir birşeyler yaz. Olmadı yorum yaz. Forumda da gözükmesen öldün sanacağız.
Blaxis dedi ki…
Allah korusun!
Adsız dedi ki…
Eşşek kadar herif olmuş hala oyun oynuyo.
Hehe Tuğbek sevsin seni.
Burçak Özol dedi ki…
2001 krizi öncesiydi. Bütün Doğan medya organları bas bas yabancı yatırımcılar gelecek borsadan hisse alın diye bağırıyorlardı. Hem de borsa tepe noktasındayken, akabinde ne oldupu ise malum. Ben o zaman tam olarak anladım Türk medyasının zeminini. O zamandan beri televizyon izlemiyorum, evet evimde televizyon yok. Eskiden Ekonomist, Aktüel ve çeşitli dergiler alırdım. Hepsini almayı bıraktım. Onun yerine 2mbit ADSL bağlattım, torrent sitelerinden günü gününe TV dizilerini indirip seyrediyorum. Video oyunları oynuyorum evimde, mynet ten güncel haberlere bakıyorum. Arkadaşlarım garipsiyorlar beni ama ben gayet mutluyum hayatımdan. Eskisine nazaran çok daha fazla huzurluyum, zihnim çok daha açık.
Adsız dedi ki…
trt 1 de böyle bi program yakalamışımdır. yaşı epey geçkince bir "hanımefendi profumuz" bilgisayar oyunlarına vermiş veriştirmiş. gta'yı andıran yorunlarımdan seçmeler
-gençlerimizi gittim internet kafelerde izledim. daha çok puan kazanmak için adamların üstünden geçip öldürmeler, o ölenlerin kemik çatırdamaları...
çok afedersiniz ama; hangi internet kafede kulaklık yok ki bu bayan olmayan, hayali "kemik çatırdamaları" duyuyor?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Anime, çizgi film değildir!

Sosyal Medya Detox'u - 1. Gün

12'den 20. Güne Zıplayış