Nisan 30, 2006

Kelimelerin ölmeye geldiği yer

Bilgiye ulaşma biçimimizi, bilgiyi isteyiş şeklimizi tamamen değiştirdi internet. Teknolojinin en hızlı geliştiği dallardan birisi olan oyunlar üzerine çalıştığımız için, biz de bu değişimi derinden hissediyoruz.

Anlıyorum, internetin varken artık hemen bugün, şimdi ulaşmak istiyorsunuz tüm oyun bilgilerine, incelemeleri. Geçen yıl içindeki en büyük tartışma konularımızdan biriydi bu, internet gibi günlük, hatta dakikalık bilgi girişi yapılabilen, sınırsız bir miktarda bilgi bulunabilen bir kaynağa karşı nasıl rekabet edebilirdik ki? Sonunda cevap kendi kendine oluşmaya başladı: İnternetin bize getirdiği en büyük dezavantajı, biz avantaj haline getirebilirdik:

1) İnternet siteleri arasındaki rekabet arttıkça, gittikçe daha hızlı güncellenmek, aynı kısıtlı kadroyla daha fazla bilgi girişi yapılmak zorunda kalıyorlar. Böylece giderek artan hatalı ve "kapıdan aceleyle salınmış" incelemeler gizliden gizliye etkisini hissettirmeye başladı okuyucular arasında.
Level?da yayınlanan yazılarda da muhakkak hatalar oluyor, ama dergiye giren tüm yazılar çok detaylı bir tashih (imla ve dil düzeltmeleri) mekanizmasından geçtiği için hataların sayısı çok az. Açıklaması sizin için sıkıcı olacak olan bu düzeltme sistemi, kısaca her yazının üç kez elden geçirilmesi prensibi üstüne kurulu. Bu yüzden Level?ın yazıları okuyucular üzerinde saygı uyandırıyor ve bu yüzden Level?ın kapak konusu çalınıyor ;)

2) İnternette bir konu hakkında istediğiniz kadar bilgi bulabilirsiniz. Dilerseniz Oblivion hakkında 50 sayfa, 100 sayfa, 150 sayfa yazı okuyabilirsiniz. Ama nereye kadar? Bu kadar bilgiden ne kadarı işe yarar, bu kadar yazıyı okumaya zamanı kimin var? İstediğiniz kadar bilgi artık "istemediğiniz kadar fazla bilgi" haline geldi.
Level?da sayfa sayısı sınırlı, o yüzden her sayfasını değerini bilerek hazırlıyoruz. Oyunlar hakkındaki bilgiler, 10 yıldır bu işi yapan editörlerin süzgecinden geçtikten, kendine has bir tarzla yoğurulduktan sonra geliyor sizin önünüze. Bu da ikinci avantajımız.

?Kağıt yayınlar ölmüyor, aksine kağıt yayınlar, kelimelerin en olgun halleriyle ölmeye geldikleri limanlar haline geliyor.? Bu güzel cümleyi, internetin normal gazeteleri öldürdüğüne dair bir makaleye karşılık olarak, New York Times?ın yazı işleri müdürü bir konferansta söylemişti. Ama ben bu noktada biraz farklılaşacağım. Çünkü bizde kelimeler ölmüyor da, aksine yeniden hayat bulup yollarına devam ediyorlar.

Nisan 02, 2006

"Kalk bey, içerden bir sesler geliyor!". "Korkma hanım, medyadır medya..."


Eveeet, eveeet... Biliyorum bir aydır blog'a hiçbir şey yazmadığımı. Biliyorum birçoğunuz "öldü bu galiba" deyip buraları terk etti. Ama geçen ay izleyici konumundan kurtulamadım bir türlü. Ayın ilk haftası yorgunluktan, ikinci haftası hastalıktan seyrettim. Ne seyrettim? Tabii ki gerizekalı TV kanallarımızı ve oyunlara karşı başlattıkları gerzek (ve neyse ki son haftalarda durulan) haçlı seferini.

Yanı başımızdaki savaşı, içimizdeki binbir türlü problemi işlemiş ve bitirmiş olan medyamızın yeni gözdesi biz oyunculardık Mart ayında. Aktüel ile başlayan "oyunları karalama" trenine Haftalık dergisi ve Kanal D de eklendi geçen ay. Ve daha kimbilir takip etmeye zerre ihtiyacımız olmayan hangi gereksiz neşriyatlar yazdı/çizdi bu konuda. Bu yazımda tüm bu yayın ve haberlerin ortak bir noktasından bahsedeceğim sizlere: İçerik ve anlatım olarak hepsinin de beyin özürlüler tarafından, beyin özürlüler için hazırlanmış olmalarından.

Neden mi "by retards, for retards" diyorum? İşte şu yüzden:

Haftalık dergisi (3-9 Şubat) - Çocuğunuz Hikikomori olabilir
- "Elini eteğini çekmiş" anlamına gelen hikikomori kelimesi tüm yazı boyunca özel isimmiş gibi büyük harfle yazılmış.
- "Hikikomori'nin belirtileri? kutusunda "hayattaki ilgi alanları daraltıp evde yapabileceği şeylere yönelmesi", "oyun kurmama" ve "insan içine kaçmaktan kaçınmak" gibi cümlelerde hem anlam, hem de Türkçe katliamı yapılmış.
- "Peki ne yapmalı?" kutusunda "Aileler, teknolojik ürünleri amaca uygun kullanma sözleşmesi yapın!" gibi çok yararlı bir tavsiye verilmiş! Evet, 10 yaşındaki biriyle oturup kontrat imzalamak muhteşem bir fikir! Bravo size! Sözleşmeye uymayıp GTA oynayan çocuklar da icraya verilsin mi?

Kanal D Ana Haber Bülteni (6-9 Mart) - Sanal Veba
- Üç güne yayılan pot yumağı haber, açılışı seçmece bir net kafe kuşunun şu cümlesiyle yapıyor: "Abey! Oyunu binlerce kişiyle oynuyoruz. Amacımız Server?da en sevilen ve tanınan kişi olmak?" Ve DAANNN! efektiyle, dünya TV haberciliğine ibretle geçecek olan şu cümle ekrana geliyor: "KİM BU SERVER?". Oyun sunucusunu insan zanneden, izleyene de bu izlenimi veren haberci arkadaşın zekasına derhal saygı duymaya başlıyoruz.
- Net kafeler olmasa kıraathanede, sokak arasında veya kim bilir daha başka nerede ömrünü tüketeceği belli olan insanlar özenle seçilip, onlarla röportaj yapılıyor. Saçma sapan yorumlar birbirini takip ediyor
- 3 gün boyunca, yapılan gaflar, söylenen saçmalıklarda sınır tanınmıyor. Ama haber doruğu şu cümleyle yapıyor:

"İnternet kafelerde oyun oynayıp bütün gün 'STAYING ALIVE' dinleyen ve bir şey başardığı hissine kapılan bu kayıp gençliği yeniden kazanmamız gerek".

Kanal D 32. Gün (9 Mart) - Anne, ben mafya oldum!
- Ana haber bültenindeki saçmalığa nazaran daha aklı başında bir programdı. Oyun bağımlılığının kötü yanlarından bahsediliyor, yukarıdaki örnek gibi editlenmemiş bir haber izlenimi vermiyordu. Ama oyunların sadece kötü yanlarından bahsedilmesi, bu programa tüm iyi niyetimle verdiğim 10 dakikalık, "oyun sektörüne yatırım yapılırsa ülkemize kazandıracakları" gibi oyunların olumlu yönlerinden bahsettiğim röportajın 30 sn.lik kısmının yayınlanması çok acıydı...

***

Merak ediyorum, bu yayınlanan haberler ve yazılar hiç mi kontrolden geçmedi. Hiç mi "proof-checking" denilen, haberciliğin en temel kurallarından olan kanıtları ve savları kontrol etme mekanizması uygulanmıyor. Hadi onu geçtim, Türkçe ve mantık dahilinde mi yapılan haberde kurulan cümleler, hiç mi kontrol edilmiyor?Kimi kandırıyorum ki, tabii ki uygulanmıyor, tabii ki kontrol edilmiyor.

Hesapta aileleri oyunlara karşı bilgilendirme amacı taşıyan bu haberlerde gerçekten işe yarayacak tek bir bilgi dahi yoktu. Kanal D'nin ve Haftalık'ın, basın yayın ilkelerine teğet bile geçmeyen bu yayınlarıyla, var idiyse bile, benim gözümde en ufak bir saygınlıkları kalmamıştır. Siz çarşaf çarşaf "Türkiye'nin en çok izlenen kanalı" diye gazetelere reklamlar vermeye devam edin, kaç yazar. İzlemiyorum ve okumuyorum artık. İzletmiyorum ve okutmuyorum sizi.

32. Gün'ün bir noktasında muhabirin oyun oynayan 10 yaşındaki çocuğa sorduğu "Peki kafa patlatıyorsun, adam öldürüyorsun, yanlış değil mi yaptığın?" sorusuna çocuğun verdiği cevapsa, medyanın tüm saçmalıklarını tek kalemde silip atıyordu: "Oyun bu abi işte, gerçek değil ki".

Atalarımızın ellerinden öpeyim. "Akıl yaşta değil, baştadır" sözleri ne kadar da doğru.