Bu ilk blog entry'mi, Fahrenheit 'ın New York'u gibi donmuş bir İstanbul'da yazıyorum. Karda dolaşmayı çok severim. Özellikle de geceleri. Ama bu kez yapamadım. Neden bilmiyorum, bir tembellik, bir isteksizlik vardı içimde kara çıkmaya karşı (belki de düşüp ikinci kez kafamı kıracağım içime doğmuştur). Kar yağdığında İstanbul'un o sürekli uğultusu nasıl diniyor... Tıpkı çirkin köşeleri ve çer çöp deryalarını tatlı bir dolguyla yumuşattığı gibi, şehrin gürültüsünü de üstüne alıp yokediyor kar. Havada tatlı bir hışırtı oluyor, huzurlu bir aklık oluyor geceleri. Seviyorum ben karı. O kadar para bayıldığım K700i'mi de seviyorum, bugün bir sürü fotoğraf ve video çektim bu zımbırtıyla. Az daha düşüp kafamı kırıyordum (evet, yine). Ama olsun, İstanbul'un kar altında geçen her gününü belgelemem lazım! Ah bir de USB kablosunu bulaydım da PC'me aktaraydım şu resimleri... Not: Blog'un ismi betadır, daha iyisini bulana kadar. Oi, hemşerim! Düne kadar yetiştirmen...