Ağustos 26, 2006

Çifte Kavrulmuş Level

Mmm... Çifte kavrulmuş... Ya dur bir dakka ya midem, konumuz lokum değil, Level'ın Eylül sayısı. An itibariyle hala üzerinde çalışmakta olduğumuz (son rötuşlar ama, merak etmeyin) Eylül sayımızda, geçen ay başladığımız "her aya bir sürpriz" kampanyamızı devam ettirmekteyiz. Ben de "yetkimi kullanarak" hafta başında Level Online'da açıklayacağımız bu sürprizleri ilk olarak blog'umu takip edenlere açıklamak istedim.

Birincisi, Level artık Dual Layer DVD'li! Yetişmiyor 4 GB'lık DVD, biz de bir süredir planladığımız 8 GB'lık DVD'ye geçiş yaptık. Artı, DVD Rom'u olmayanlar için CD vermeye de devam ediyoruz, ama herkes alsa iyi olur bir DVD Rom. Çok şey kaçırıyorlar çünkü.

İkincisi, uzun süredir peşinde olduğumuz, bir değil, iki "exclusive" dosya konusunu bu ay yapıyoruz. İki müthiş oyun: Hellgate London ve Kane & Lynch. Hellgate London'ın bizzat yapımcılarıyla röportaj yaptık, görüştük ve gördük ki oyun yavaş yavaş Devasa Online'lara doğru kayıyor. Kane & Lynch ise IO Interactive'in yeni duyurduğu aksiyon oyunu. Direkt yapımcılardan bize gönderilen ekran görüntüleri ve bilgiler sayesinde, an itibariyle internette bulamayacağınız, eee, "bilgi" ve "ekran görüntülerini" bulacaksınız bu sayıda.

Ve bu iki exclusive'i kutlamak için, Level Eylül sayısında iki farklı kapakla çıkıyor. Bakalım dağıtım şirketi doğru düzgün dağıtmayı başaracak mı, yoksa Hellgate London'lı kapakların hepsi İstanbul'a, Kane & Lynch'ler Adana'ya mı gönderilecek, göreceğiz.

Ağustos 24, 2006

Gurur duydum!

Biliyorsunuz, bugün Almanya'nın Leipzig kentinde Game Convention fuarı başladı. Avrupa'nın bu en önemli oyun organizasyonuna, Hükümran Senfoni'nin yapımcıları Ceidot da katılıyor. Ve bu sabah beni hoş bir sürpriz karşıladı internette. Yayınlanan GC trailer'larına bakarken, "Sovereign Symphony" yani Hükümran Senfoni'nin fragmanını da gördüm. Ve sevindim yahu :)

Darısı demonun başına!

Ağustos 22, 2006

Haşeratör 1 - Blax 0

Uzun zamandır küstüm Dreamworks ile. Bu küslük hali, ilk (ve sanırım tek) oyunları olan Neverhood yüzündendi. Bir stop-motion şaheseri olan Neverhood'u oynayıp, ondaki yaratıcılığa aşık olduktan sonra Dreamworks'ün artık sadece Hollywood filmleri yapacağını öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Büyük işler bekliyordum DW'ten, onlar ise büyük biraderin kollarında bulmuştu huzuru. Ayıptı.

İkinci kez aramızın bozuluşu ise Dreamworks'ün animasyon filmleriyle oldu . Herkesin bayıldığı Shrek'leri ben sevemedim (evet, o koca gözlü Çizmeli Kedi sahnesi bile sevdiremedi bana). Yapay ve soğuk idiler.

Bu yanda ise 2 yılda bir çıkardıkları işleriyle kendilerini aşan, beni mest eden Pixar vardı. Diğer tarafta ise Finding Nemo'nun iki ay ardından Shark Tale diye bir garabeti piyasaya süren Dreamworks. Resmen "Pixar balık yaptı, insanlar sevdi, biz de balık yapalım, bizimkini de sevsinler!" düşüncesi kokuyordu buram buram. Çok ayıptı.

"Pixar'dan -ilk başta biraz korkacak olsam da- babam çıksa yerim" diyen ben, üzerinde Dreamworks yazan her türlü animasyona burun kıvırdım. Taa ki bu akşama, 4 saat öncesine değin.

Bir firmanın düzenlediği gala gösteriminde Over the Hedge (Türkçe'si Orman Çetesi)'in olduğunu öğrendim Tuğbek'ten. Bir saat sonra sinemadaydık. Tescilli bir animasyon manyağı olarak, açıkçası bir süredir farkındaydım filmin. Ama hem Dreamworks işi olması, hem de son zamanlarda "aha da hayvanlı animasyonda para var!" diyerek cılkı çıkan Hollywood animasyonu ortamından soğuduğum için pek bir şey beklemiyordum filmden. Daha fazla yanılabilir miydim acaba diye merak ediyorum şimdi.

Film hakkında size hiçbir şey söylemeyeceğim. Bir oyunun veya bir filmin "sizi korkutacağını", "güldüreceğini", "şaşırtacağını" veya "onu vasat bulacağınızı" söylemenin bile duygusal anlamda beklenti yaratan, "duygusal bir spoiler" türü olduğuna inanıyorum çünkü. Size tek söyleyebileceğim, eğer animasyonlardan azıcık hoşlanıyorsanız, şu kadarcık bile olsa [parmaklarımla "çok küçük" işareti yapıyorum şu an] Over the Hedge'e bu Cuma gidin. Vakit kaybetmeyin. Koşarak, taklalar atarak girin sinema gişesinden içeri (yok, içeri olmayacaktı). Bunu söylediğime inanamıyorum ama, bu akşam benim nezdimde Dreamworks neredeyse Pixar'ın seviyesine ulaştı (neredeyse).

Bu arada, ufak bir hatırlatma ve tavsiye: Filmin dublajsız versiyonuna gidiyorsunuz değil mi? Biliyorsunuz bu tür "çocuk" filmlerinde yüzmilyonlarca "çocuk" olur. Ve çocuklar film izlemeye gelmemiştir. Onlar bizi dürtmeye, kulağımıza bağırmaya ordadır. Bunun için maaş almaktadırlar meçhul makamlardan. O yüzden bu tür filmlerde çocuk sayacını minimumda tutmak hayırlıdır (geiger sayacı gibi birşey). Bunun için bulduğum iki yol:

A- Animasyon bir filmin dublajlısına ASLA gitmeyin! (zaten gidilmemeli, kesin M. Ali Erbil seslendirmiştir birilerini. Mazallah, dağlara taşlara...)
B- Mümkün mertebe geç seanslara gidin (Profilo'nun gece 1 seansı idealdir. Gerçi o seansa bile çocuğunu getiren manyaklar gördüm. Böyle düşüncesiz ebeveynleri Tekken kombolarıyla dövmek gelir içimden (Tekken 5 komboları ama, Tag Tournament az gelir) ).

Bugün itibariyle, Blax'ın son bir yılda izlediği en iyi beş film listesi şöyledir:

1- Over the Hedge
2- Crash
3- V for Vendetta
4- Howl's Moving Castle
5- Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Not: Bu akşam bir daha gittim filme. Ve anladım ki, bu tür filmden azami zevk almak için A) Hepsi 20-30 yaşları arasında yüz tane IT sektörü çalışanıyla birlikte seyretmek gerekiyormuş. Filmde bir tek ben kıkırdadım, o da önceki gidişimde en çok güldüğüm sahnelerde. Salonda toplam 10 kişi vardı, 4'ü çocuk, haliyle hiç zevk alamadım (çocuklar minimum ses yaptığı halde). B) Ne olursa olsun, dublajlı animasyona bir daha gitmeyeceğim. Filmin oynadığı bana yakın tüm
salonlar dublajlıydı, ve dublaj ne kadar başarılı olursa olsun, orijinalinin verdiği hissi veremiyor.



Ağustos 17, 2006

Bugün 16 Ağustos. Ajans BLX'i dinliyorsunuz...

Günün gelişen haberleriyle karşınızdayız. Şimdi özetler...

- Bzzt... Yıllardır ortalıkta gözükmeyen Jane Jensen (Gabriel Knight serisinin yapımcısı), 26 Ağustos'ta Almanya'da yapılacak Leipzig Game Convention fuarında yeni oyununu açıklayacağını duyurdu. Başarılı bir yazar olmasının yanı sıra, oyun dünyasının tek ünlü kadın oyun yapımcısı olmasıyla da önemli olan Jane ablamızın "adventure türünü yeniden hayata döndürecek" bir oyunla geri döneceği söyleniyor (bir adventure da bu amaçla çıkmasın kardeşim. "Kendi halinde, halim selim bir adventure yapıyoruz" desin birisi de - Blx). Jensen'in yeni oyununun proje ismi Gray Matter.

- Zvioviazztt... ve günün şok edici bir gelişmesiyle, Atari 2600'ün muhteşem klasik oyunu River Raid'in geri döneceğini öğrenmiş bulunuyoruz! Birçoğumuzun ilk oyunu olan River Raid'in yeni versiyonunun adı Raid Over River ve Nibris adlı tanımadığımız bir firma tarafından yapılıyor. Yine de oyunun forumlarda aldığı olumlu eleştiriler, nostalji bezlerimizi akıtmaya yetiyor. Aha bu da teknoloji demosu.

Günün gelişen şeyleriyle tekrar b... zvijaeerrztt...





Ağustos 11, 2006

Blax'in yorumu: PREY



Allah'ım! 2 yıl önce E3'te gördüğüm oyun bu mu? O her sahnesinden yaratıcılık akan, "o kadar tuhaf ki görmen lazım" diye Tuğbek'i sürükleye sürükleye gösterimine sokup, ikinci kez izlediğim, benzersiz bir oynanış sunacağını düşündüğüm Prey bu mu?

Human Head nerede hata yapmış biliyor musunuz? Kendilerine çok güvenmişler. "Daha önce hiçbir oyunda denenmedi" dedikleri herşeyin ismine o kadar güvenmişler ki, yaratıcı fikirleri yaratıcı bir şekilde kullanmayı unutmuşlar. Yani:

1- Portal teknolojisini düz kapı addedmişler Oyunun başlarındaki camekanın içine hapsolma sahnesi hariç, oyun boyunca kapı olarak kullanılmış. Sanki bir yenilikten çok, bölüm tasarımcılarının işini kolaylaştıran bir "tembellik unsuru" olarak kullanılmış. Eksi bir.

2- Görünüşte yaratıcı olan silahların, aslında hiçbir ilginçliği yok.

3- Ruh haline geçebiliyoruz ama ruhun tek yaptığı enerji duvarı geçip düğmeye basmak. Bazı "secret" misali yerler var, ama oralara da "ruhani örümcek ağları" aracılığıyla ulaşabiliyoruz ancak. Uçamayan bir ruhumuz var.

4- Hikayede o kadar İNANILMAZ aptallıklar var ki, hangi birini anlatsam bilemiyorum. Mesela (Oyunu oynamayanlar için ufak bir SPOILER geliyor) Tommy dedesinin ısrarlarına razı olup "al beni dede! eğit beni, doğru yola gelmeye karar verdim!" dediği sahneden itibaren olanlar, resmen oynayanın zekasıyla alay ediyor. Bizi kızılderililerin "ruhani safe-house'una" çeken dedemiz "Tommy, şimdi 7 kabilenin testine tabi tutulacaksın ve onların gücüne kavuşacaksın" diyor. Tabii oyunun bu noktada ilginçleşeceğini düşünüp hevesleniyoruz. Soldaki duvar iniyor ve "şimdi eskilerin mağarasına yürü" diyor dedemiz. Mağaraya "beni ne bekliyor, acaba Tommy adam olacak mı?" hevesiyle giriyoruz ve neyle karşılaşıyoruz? Neyle? Tabii ki havada dönen bir BARIŞ ÇUBUĞUYLA!!!! Evet, Prey'i tasarlayanların bir noktadan sonra herşeyi bir kenara bıraktığının göstergesi olarak, 5 saniye önce bahsi geçen testler yerine, bir barış çubuğu alıyoruz.

Peki barış çubuğunu alınca ne oluyor? Aşağıdaki sağlık barımızın rengi değişiyor ve dedemiz "evet Tommy, artık oldun sen! Yürü, ve düşmanının silahlarını onlara karşı kullan" diyor. E dedeciğim, bunadın mı sen? Zaten oyunun başından beri o silahları kullanıyorum ki ben? İlla tütün çekmem gerekmiyordu ki bunun için?

Tam bu noktada, oyunun kendi içindeki mantığı iyice çöküyor ve "öbür dünyada", yani fiziksel evrenin dışında olmamıza rağmen yaratıklar tarafından işgal ediliyor ruhlar alemi. "Öööh babayın kemüüüne!" dediğimi hatırlıyorum.


Bütün bu eksilerine rağmen, Prey'in Level'da Berker'den 100 üzerinden 65 almasının en büyük sebebi, şişirilmiş bir balon olması. Eğer başka, isimsiz bir oyun olsaydı bu kadar düşük not verilmezdi muhtemelen. Ama artık yeter. PR saçmalıklarına (bullshit diye okuyun), trailer'larla kandırılmaya ve erkenden inceleme kopyası edinen internet / yazılı basının gözünün oyunlardaki salaklıklara kapalı olmasına baş kaldırıyoruz. Prey'e dünyadaki en düşük notu verme cesaretini gösterdiği için Berker'e teşekkür ediyorum. Ben o kadar cesur değilim, şu yaz döneminde FPS delisi birisinin en azından arkadaşından ödünç alması , ama para harcamaması gereken bir oyun olarak puan veriyorum Prey'e:

Blax der ki: 10 üzerinden 7

Diğerleri ne demiş:

IGN: Çok yaratıcı bölüm tasarımları, çekici bir hikaye ve dramatik anlarıyla, iyi seslendirmeleri ve diyaloglarıyla ve hepsinden daha iyisi, ilginç silahlarıyla, Prey bu shooter-sever yazarın harddiskinde kendine yer edindi. (yüzde 90)

Gamespot: Türün meraklıları daha önce daha iyi oyunlar mutlaka oynamışlardır. Ama aksiyonu ve mekan tasarımları, sonuna kadar oynatacak kadar ilginç.
(yüzde 75)

EGM: Prey şimdilik 2006'nın en iyi FPS'si seçiminde en güçlü aday (yüzde 90)

Ağustos 08, 2006

İlginç benzerlik


Daha önce Dabbe adlı Türk yapımı korku filmiyle ilgili düşüncelerimi yazmıştım. Ben beğenmiştim filmi, ama beğenmeyenlerin sayısı da az değildi.

Bugün çok ilginç bir videoyla karşılaştım. Pulse adlı Dimension'dan çıkacak yeni bir korku filminin fragmanıyla. İlginç olan şu ki, Pulse'ın senaryosu, fragmanındaki birçok noktadan anlaşılıyor ki, bu film Dabbe'nin Amerikan versiyonu! Eğer ben yanlış bilmiyorsam ve Dabbe'nin senaryosu başka bir yerden uyarlanma değilse, ilginç bir durum bu. TV kanallarında bangır bangır bağırılırdı ama böyle bir şey olsaydı değil mi?
Amaan, neyse, kafam daha tatilde benim... Dabbe'yi seyretmiş olanlar Pulse ile arasındaki benzerlikleri tartışadursun lütfen, ben birazdan geliyorum...